Hapishane Sözleri - Cezaevi Sözleri

2014-08-04 17:14:00

 Dünyanın iklimi değişmedikçe ,  hiçbir  kanun aklın  adalet değirmeninde öğütülecek kadar; temiz, vicdani ve ahlaki değildir.  Ozan Deniz Sarıtop Devamı

Şair ve Yazarlardan Hapishane Mektupları

2014-08-04 17:06:00

  Bugün yaşadığımız ülke ve dahi dünyada, hala kimi yazar ve düşünürlerin ikamet adresleri hapishaneler. Tarih aksini ispatladı; lakin yönetimler bugün bile yazar ve düşünürleri, demir parmaklıklar ardına koyarak etkisizleştirebileceğine inanıyor. Oysa ki, etkisizleştirme bir yana; yazarların hapishanedeki dönemleri, pek çoğunlukla en verimli çağları olmuştur. Çağ dönüşüp değişiyor. Bir vakitler düzenin suç saydığı bir olgu, sıradanlaşırken yerini geleceğin sıradanlaşacak yeni suçlarına bırakıyor. İktidarların özgür düşünceyi, kendisine muhalif fikirleri kontrol etme ve cezalandırma isteği değişmiyor yalnızca. Üstelik bu istek, değişimden payını yeni tecrit yöntemleri, yeni akıllı hapishane mimarisiyle daha da zorbalaşarak almaktan geri kalmıyor. Her yeni sistem, kendi sakıncalı fikirlerini, kendi yasak kitaplarını ve kendi tutuklu yazarlarını yaratıyor. Dün de olmuş, bugün de oluyor; birileri kelimeleri içeri tıkıyor ama onlar –iyi ki mektuplar var- dışarı çıkmanın yolunu bir şekilde buluyor. Elbette hapishanelerde sadece mektuplar yazılmadı, yazılmıyor. Peşinden kalabalıkları sürüklemiş nice eser, parmaklıkların arkasında doğdu, ne yazık ki doğmaya da devam ediyor.       Hapishanenin tarihi, yazının ve ifade özgürlüğünün tarihi kadar eski. Düşünceyi tutsak etmek isteyen anlayışın, ilk cezaevlerini ibadethanelerin bodrum katına yapmış olması bir tesadüf olmamalı. Düşünen, kabuğuna sığmayan ve daima çağının ötesinde farklı fikirlere ve anlayışa sahip yazarların hapishane ile içli dışlı hali, çetrefilli olduğu kadar sıradışı karakterleri sayesinde bir nevi yazgıları olmuş aslında. Sanki sistemle ters düşmeleri dünyanın en normal şeyiymiş gibi, b... Devamı

Hapishanede Umut Etmek - Hapishane Şiirleri

2014-07-31 18:37:00
Hapishanede Umut Etmek - Hapishane Şiirleri |  görsel 1

  Biliriz ki, güneşin her gün doğup battığı yerdir; insan yüreği.  Ozan Deniz Sarıtop Devamı

Ünlü Kürt Filozof Ozan Deniz Sarıtop

2014-07-31 18:24:00

  Ozan Deniz Sarıtop Kürt asıllı Filozof ve Şairdir. 05 Mart 1982 yılında Diyarbakır'ın Kulp (Pasur) ilçesinde doğdu.  Sözcükler anlamını yitirmez, insanlar anlamını yitirir sözcüklerde.  Yalnızca sevgidir bağı çözülmeyen tek sözcük, yeryüzünün kalbinde.  Her ihanet, kendisine bir soykırımdır.  Sizler beni seveceksiniz diye, kendi doğrularımdan vazgeçecek değilim.  İnsanın kendisine yalan söylemesi ile başlar, insanın kendisine ihaneti.  Biliriz ki, güneşin her gün doğup battığı yerdir; insan yüreği.  Şiir işitilmiş mısralarda, güneşi öpebilirim.  Aşk, bir yeryüzü ayetidir.  Düşüncenin kendi sınırları dışına takip durması felsefede “bilgelik” bilimde ise “delilik” bulgusu ile adlandırılır.  Asıl sorun şudur ki düşünemediklerimin bir gün bana ayak bağı olacağından duyduğum korkudur.  Aptalların hayat boyunca elde edecekleri tek iş, kukla ustalarına birer kukla olmaktır.  Her şiir şairde eksik bir yarım başlangıçtır. Bu yüzden bütün şiirler akraba evliliklerinin kurbanıdır.  Amansız bir hastalığın pençesinde katılaşan ve işlevini yitiren kelime harcı, ancak konuşmak kültürüne hakim olan halkın diliyle iyleştirilebilir… Basit insanlar için basit bir gerçeği dile getirmek istiyorum; “işgal edilmiş hiçbir zihnin, Tanrı’sı yoktur.”  Düzeni tasdik etmeyen ama düzenin içinde, düzenin yasalarıyla yaşayan insanların varlığından daha büyük bir tehlike yoktur.  Açlığın bok kokan siyatiğinde, yoksulluk hiç kimsenin kaderi değildir.  Dünyanın iklimi değişmedikç... Devamı

Kısık Şiir

2012-05-13 11:39:13

Kısık Şiir   bu yitik aşk düzleminde sevişelim seninle düşlerimize hürriyet kavgası yeşersin... nasıl olur deme, belki bir yüzyılın Devrim'ine çözülür de gözbebeklerinin fal açan mührü... gebe kalırsın. ve bir erkek çocuğumuz olur;  "Ernesto Che Guevara" adında... Bir Gerilla kavgasıyla yeniden tutuşur dağlar... Ozan Deniz Sarıtop Devamı

Cezaevi Mektupları 1

2011-07-02 20:38:00

Kitabevi aracılığıyla gönderilmiş, “Sayın Doğan Cüceloğlu Beyefendi’ye…” cümlesiyle başlayan mektup şöyle devam ediyor: “Burada dış dünyanın her türlü sevincinden yoksun bir yaşam sürdürürken, çoğu gün bir mektup yazabilmek için, kendimi nadiren ikna edebilmişimdir.” Bu cümlede duruyorum; “dış dünyanın her türlü sevinci” deyişi dikkatimi çekiyor. Bizler ‘dış dünyanın her türlü sevincinin’ ne olduğunun farkında mıyız? Kendime soruyorum, nedir bu dış dünyanın her türlü sevinci? Size de soruyorum; hiç düşündünüz mü ‘dış dünyanın her türlü sevinci’ üstüne? Ben düşündükçe liste büyüdü ve dışarıda olduğum için içimi inanılmaz bir coşku kapladı. Okumaya devam ettim: “Size, gökkuşağının bütün renklerinden yoksun, kavaklar boyunca yükselen gri duvarların arkasından, Ankara 2 No.lu L-Tipi Kapalı Ceza Evi’nden yazıyorum. Burası 1400 kişilik yeni bir ceza evi. Mahkûmların günlük faaliyetleri içerisinde TV izlemek, radyo dinlemek, spor yapmak, işlik atölyesinde çalışmak vs var. Bir kısım arkadaşımız da, zaman zaman doğanın bütün renklerine sahip minicik boncukları, gözleri körleşircesine yumak yumak iplikler üzerine işleyerek gazete, çay ve belki de sevdiklerine mektup gönderebilmek için posta pulu parası kazanma mücadelesi vermektedirler. Ayrıca, okuma yazma bilmeyenler için, Açık Öğretim Sınavları’na hazırlık ve resim yapmayı öğrenmek isteyenler için de kurslarımız var. “Günlük gazeteleri düzenli olarak okuyabiliyoruz. Ayrıca muhtelif kitapların içerisinde yer... Devamı

Hapishane Mektupları

2011-07-02 20:32:00

    ilisikte cezaevlerinden gelen bir kac kart postal i sizinle paylasiyorum. ayrica soz konusu siyasi tutsaklarin yazisma adreslerini de iletiyorum. belki yazismak ya da bir kart postalyollamak istersiniz diye. selamlar. Kaynakwh webhatti.com: not: kartpostallar okUnakli diye orginal el yazmalariyla iletiyorum. CEZAEVİ İDARESİNİN GORULMUSTUR MUHRUYLE. a. kadir konuk un sloganini tekrarliyorum. zindanlar bosalsin siyasi genel af. ya da 'siyasi tutuklulara özgürlük'Kaynakwh webhatti.com: hasan gulbahar P.K. 50/A - 14 41100 İZMİT/ KOCAELİ İBRAHİM SAHİN 1 NOLU F TİPİ CEZAEVİ PK. 50 A-5-14 41100 İZMİT-KOCAELİ KASIM KARATAS H TİPİ CEZAEVİ G BLOK 5. ODA GAZİANTEP AYHAN KAVAK M TİPİ CEZAEVİ A1 BİNGOL           ... Devamı

Hapishane Mektupları - Cezaevi Mektupları

2011-07-02 20:24:00

"Ağır Hasta Tutsakların Listesi" Güler Zere gibi tahliye edilip sağlığına kavuşmayı bekleyen hasta tutuklu ve hükümlülerin, TİHV tarafından hazırlanan 2009 yılı gözden geçirilmiş “Ağır Hasta Tutuklu ve Hükümlüler” listesi: 1. A. Hakim Eşiyok: Erzurum H Tipi Kapalı Cezaevi’nde yatmakta olan A. Hakim Eşiyok’un, 1994 yılından beri kafasından aldığı bir darp sonucu 1.8 mm demir parçası ile yaşamakta olduğunu ve bu demir parçasının ameliyat ile alınabilecek durumdayken cezaevi idaresinin Eşiyok’un tedavi edilmesini engellediğini; ilaçlarla yaşamını sürdüren Eşiyok’un, aynı zamanda mide ülserine de yakalandığını belirtti.    2. Abdulsamet Çelik: Kan kanseri hastası olmasına rağmen İzmir Kırıklar 2 Nolu F Tipi Cezaevi’nde tutulan Abdulsamet Çelik, hakkında 4 ay önce Çelik’in muayene edilmesi için Adlî Tıp Kurumu’na sevk edilmesi yönünde karar alınmasına rağmen sevk işleminin 15 Aralık 2008’de gerçekleştirildiği öğrenildi. 3. Ağa Sağlık: Tekirdağ 2 Nolu F Tipi Cezaevi’nde “yasadışı örgüt üyeliği” suçlamasıyla yaklaşık 4 yıldır tutuklu bulunan Ağa Sağlık adlı kişinin hayatî tehlikesinin bulunmasına rağmen tedavi edilmediği iddia edildi.Kardeşinin aşırı kilo kaybı yaşadığını ifade eden ağabey Ahmet Sağlık, “kardeşim bir deri bir kemik kalmış. Yerinden kalkmakta bile ciddi zorluk yaşıyor. Bütün çabalarımıza rağmen cezaevi yönetimi tedaviye götürmüyor. Kardeşime bir şey olmasından korkuyoruz. Yetkililerin konuya el atmasını istiyoruz” dedi. 4. Behçet Yılmaz: Tekirdağ 1 Nolu F tipi Cezaevi, ağır astım hastası, tekli hücrede tek başıma kaldığında gece kriz geldiğinde ilacını bile kullanmayacak kadar etkisiz hale geliyor. Nefes ... Devamı

Hapishane Mektupları - Hasan Ozan

2011-07-02 20:19:00

 F Tipi Cezaevi’nde yatan tutuklu Hasan Ozan’ın cezaevinden eşine yazdığı mektubun başına gelenler dünya hapishane tarihine geçecek nitelikte. ‘Mektup Okuma Komisyonu’nun denetiminden geçen mektubun, "Merhaba" ve "Hoşçakal" bölümleri dahil, tümü siyah kalemle okunamayacak halde çizildi. Hasan Ozan’ın 25 yıllık eşi Münevver Ozan başına gelenlerden şaşkın, “İleride bir müze kulursa, bu mektup mutlaka sergilenmeli” diyor. Hasan Ozan, iki yıl önce yasadışı sol bir örgüte yönelik bir operasyonda tutuklanarak Edirne F Tipi Cezaevi’ne konuldu. Eşi Münevver Ozan’ın iddiasına göre, Ozan’ın yazdığı mektuplar uzun süre kendisine ulaştırılmadı. Gerekçe, mektupların içeriğinin "sakıncalı" bulunmasıydı. Hasan Ozan’ın mektupları, bir dizi şikâyetten, dilekçeden ve suç duyurusundan sonra gönderilmeye başlandı. DÖRT AY SONRA ULAŞTI Ozan’ın geçen yıl 12 Eylül’de ve 30 Kasım’da kaleme aldığı iki mektup ancak bu yıl 24 Ocak’ta eşi Münevver’e ulaştı. Her iki zarfı da açan Münevver Ozan, daha önce hiç tanık olmadığı bir uygulamayla karşılaştı. İddiaya göre, 12 Eylül’de yazılan, "Görülmüştür" damgalı iki sayfalık mektup, "Merhaba" ve "Elveda"sı da dahil, karalanmıştı. Sadece tarih bölümü duruyordu. Mektup Okuma Komisyonu, 30 Kasım’da kaleme alınan ikinci mektupta daha ‘insaflı’ davranmış, ‘Merhaba canım sevgilim’ diye başlayan altı sayfalık mektubun yarısını karalamıştı! Kaynakwh webhatti.com: Ancak bu mektupta, ilkini aratmayan bir sansür uygulanmıştı: 10 satırlık bir bölümde sadece iki cümle kurtulabilmişti. Biri, “... Devamı

Hapishane Şiirleri

2011-03-08 19:51:00

Kızıl Slogan / Ozan Deniz Sarıtop Devamı

Hapishane Şiirleri

2011-02-01 16:13:00

... Devamı

Hapishane Şiirleri

2011-01-31 21:04:00

Hapishane Şiirleri, Mapushane Şiirleri, Cezaevi Şiirleri Devamı

Hapishaneler

2011-01-31 20:59:00

Hapishaneler Fakat, sen, ey sokaktaki Portekizli, aramızda konuşalım, kimse işitmez bizi burada, bilir misin nerededir Álvaro Cunhal? Hisseder misin o cesur Militãos’un yokluğunu? Portekizli kız, Dans edersin Lizbon’un gül kızılı sokaklarını dolanarak, fakat bilir misin Bento Gonçalves nerede düştü, o en saf Portekizli, denizinin ve kıyılarının ünü? Bilir misin İsla de la Sal adında bir ada olduğunu ve Tarraffal’a gölgeleri attıklarını? Evet, biliyorsun, ey kız, evet, biliyorsun, ey delikanlı! Sessizlikte dolaşıyor söylenti, yalnızca Portekiz’de değil, ama bütün dünyada. Evet, biliyoruz, uzak ülkelerin halkları olarak, biliyoruz mezar gibi delinmez ya da mezarlık yarasalarının tunikleri gibi bir taşın nasıl otuz yıldır boğduğunu hüzünlü çığlığını senin, ey Portekiz, işkencenin damlalarıyla lekeliyor şirinliğini ve koruyor gölgeden kubbelerini. Pablo Neruda Devamı

Pablo Neuda

2011-01-31 20:54:00

Pablo NERUDA 20. yüzyıl şiirinin en önemli adlarından Şili'li şair ve diplomat Pablo Neruda'nın asıl adı Ricardo Neftali Reyes y Basoalto'dur. Çekoslovakyalı şair Jan Neruda'ya olan hayranlığından dolayı Pablo Neruda takma adını kullandı. 12 Temmuz 1904'te Parral kentinde doğdu. Babası demiryolunda çalışıyordu, annesi öğretmendi. İlk ve orta öğrenimini yaptığı Temuco'da şair Gabriela Mistral ile tanıştı. On dört yaşındayken La Manana gazetesinin sanat bölümünü yönetmeye başladı.1917-20 yılları arasında ilk şiirlerini yazdı. 1925'te Santiago'ya gelerek mimarlık ve Fransızca öğrenimine başladı. Üniversite yıllarında Öğrenci Birliği'nin açtığı şiir yarışmasında La cancion de la fiesta (Bayram Şarkısı) adlı şiiriyle  birinci oldu. 1923'te Alacakaranlık'ı yayımladı. 1924'te yayımlanan 20 Aşk Şiiri ve Umutsuz Bir Şarkı ile ünlendi. 1925'te Sonsuz İnsan Girişimi adlı şiiri kitabının ardından 1926'da Halkalar adlı yapıtı yayımlandı. 1927-45 yılları arasında Birmanya, Colomba, Batavia, Buenos Aires, Barcelona ve Madrid'te konsolosluk yaptı. Tanıştığı Lorca ve Alberti ile yakın dostluk kurdu. 1936'da İspanya İç Savaşı sırasında Cumhuriyetçiler safında yer aldı. 1937'de İspanya Yüreklerde yayımlandı. 1943'te Şili'ye döndü. 1945'te senatör seçildi. 1948'de Şili Komünist Partisi'nin yasadışı ilan edilmesi üzerine Şili'den ayrılmak zorunda kaldı. 1952'ye kadar Meksika, İtalya, S.S.C.B, çeşitli Avrupa ülkelerinde yaşadı. Bu arada, Üçüncü Konukluk (1947), Evrensel Şarkı (1950), Kaptanın Dizeleri (1952) adlı kitaplar yayımlandı. Şili'li Büyük Dünya Ozanı unvanıyla anılan Neruda'ya 1952'de Dünya Barış Ödülü, 1953'te Stalin Ödülü verild... Devamı

Hapishane Şarkısı 5

2011-01-31 20:51:00

HAPİSHANE ŞARKISI -5- Başın öne eğilmesin Aldırma gönül, aldırma Ağladığın duyulmasın, Aldırma gönül, aldırma Dışarda deli dalgalar Gelip duvarları yalar; Seni bu sesler oyalar, Aldırma gönül, aldırma Görmesen bile denizi, Yukarıya çevir gözü: Deniz gibidir gökyüzü; Aldırma gönül, aldırma Dertlerin kalkınca şaha Bir küfür yolla Allaha Görecek günler var daha; Aldırma gönül, aldırma Kurşun ata ata biter Yollar gide gide biter; Ceza yata yata biter; Aldırma gönül, aldırma Sabahattin Ali Devamı

Hapishane Şarkısı 3

2011-01-31 20:48:00

HAPİSHANE ŞARKISI -3- Burda çiçekler açmıyor, Kuşlar süzülüp uçmuyor, Yıldızlar ışık saçmıyor, Geçmiyor günler, geçmiyor. Avluda olta vururum; Kah düşünür, otururum, Türlü hayaller görürüm; Geçmiyor günler, geçmiyor. Gönülde eski sevdalar, Gözümde dereler, bağlar, Aynada hayalim ağlar, Geçmiyor günler, geçmiyor. Dışarda mevsim baharmış, Gezip dolaşanlar varmış, Günler su gibi akarmış... Geçmiyor günler, geçmiyor. Yanımda yatan yabancı, Her sözü zehir gibi acı, Bütün dertlerin en gücü; Geçmiyor günler, geçmiyor. Sabahattin Ali   Devamı

Hapishane Şarkısı 1

2011-01-31 20:44:00

Hapishane Şarkısı 1 göklerde kartal gibiydim kanatlarımdan vuruldum mor çiçekli dal gibiydim bahar vaktinde kırıldım yar olmadı bana devir her günüm bir başka zehir hapishanelerde demir parmaklıklara sarıldım coşkundum pınarlar gibi sarhoştum rüzgarlar gibi ihtiyar çınarlar gibi bir gün içinde devrildim ekmeğim bahtımdan katı bahtım düşmanımdan kötü böyle kepaze hayatı sürüklemekten yoruldum kimseye soramadığım doyunca saramadığım görmesem duramadığım nazlı yarimden ayrıldım   Sabahattin Ali   Devamı

Sabahattin Ali

2011-01-31 20:42:00

25 Subat 1907 tarihinde, bugün Yunanistan sinirlari içindeki Gümülcine kazasi Egridere köyünde dogdu. Ögrenimini Balikesir ve Istanbul Muallim Mekteplerinde yaptiktan sonra Yozgat’ta ögretmenlige basladi. Kazandigi sinavla gittigi Almanya’da Postdam ve Berlin’de ögrenim gördü. Dönüsünde çesitli okullarda ögretmenlik, Devlet Konservatuvari’nda dramaturgluk yapti. 1931 yilinda bölücü propaganda yaptigi ihbari üzerine 3 ay tutuklu kaldi. Görevine döndükten bir süre sonra tekrar tutuklandi, yargilandi ve mahkum edildi. Cumhuriyetin 10. Yili nedeniyle çikan aftan yararlanarak saliverildi. Çesitli resmi kuruluslarda 1945 yilina kadar çalisti. Issiz kaldigi bir dönemde Aziz Nesin ile birlikte Marko Pasa’yi ve onun devami olan mizah dergilerini çikardi. Bu dergilerdeki yazilarinda, yayin yoluyla hakaret ettigi saviyla yargilandi ve mahkum oldu. 2 Nisan 1948’de yurt disinda çikmak için anlastigi, kendisine kilavuzluk yapan Ali Ertekin tarafindan, Bulgaristan siniri yakinlarinda Sazara köyü civarindaki ormanda öldürüldü. Siirler, hikâyeler, romanlar yazdi, çeviriler yapti. Ilk yazilari Balikesir’de Irmak dergisinde çikti (1925/26). 1930’lu yillarda öyküye gerçekçi ve yeni bir soluk getirdi. Öykülerinde, tanimlamakta güçlük çektigimiz kimi duygulari ustalikla anlatir. Insanin zavalliligini ve gücünü ayni sarsilmaz üslupla, zaman zaman masalsi ve destansi bir biçimde yansitmayi basardi. ... Devamı

Hapishanedeki Arkadaşıma Ulaştırılmayan Not

2011-01-31 20:38:00

1971'de yazılmış bir nihat behram şiiri. hayatımız üstüne şiirlerden... "sevgili kardeşim: belli ki gömleğinin yakasında kuruyan ter bu bahar tarlaların tozunu taşımayacak kasketinin gölgesi küçük üzümleri andıran gözlerini bir selvi yaprağı gibi korumayacak sana tomurcuklu bir dal yollamıştım bir kaç kitap bir kilo portakal ve "dostları özlemle kucaklamayı unutma" dizesini almadılar geçen yaz-hatırlarsın- ilk meyvasını veren bir fidandan ham zerdaliler toplayıp uzun yollar boyunca esaret ve zafer üstüne marşlar söylemiştik yaşadığın günlerin hesabını soranlara bildiğin marşları söylemeyi unutma"   Nihat Behram Devamı

Nihat Behram

2011-01-31 20:34:00

Nihat BEHRAM 1946 yılında Kars'ta doğdu. On şiir kitabı yayınlandı. Yayınlanmış yirmi  kitabı bulunmaktadır. Çeşitli yapıtları yabancı dillere çevrilmiştir.  "Halkın Dostları", "Militan" ve "Güney" dergilerini çıkaranlar   arasındadır. Yazdıklarından ötürü 12 Mart döneminde 2 yıl tutuklu kaldı.  70'li yıllarda bir süre gazetecilik yaptı. 12 Eylül döneminde Bakanlar Kurulu kararıyla T.C. vatandaşlığından çıkarıldı. Uzun yıllar yurdundan uzakta yaşamak zorunda kalan Behram, 17 yıllık politik sürgünlükten  sonra 1996 yılında yurduna dönebildi. Devamı

Görüş Günü

2011-01-31 20:31:00

GÖRÜŞ GÜNÜBugün görüş günümüz Dost kardeş bir arada Telden tele Mendil salla el salla Merhaba ! İzin olsun hapisane içinde Seni Senden sormalara doyamam Yarım döner cıgaranın ateşi Gitme dayanamam Enver GÖKÇE   Devamı

Enver Gökçe

2011-01-31 20:28:00

          HAYATI (1920- 1981) Yüksek öğrenimini Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde tamamladı (1948) . İstanbul Kadırga Öğrenci Yurdunda yöneticilik yaparken ceza yasasının 141. maddesine aykırı eylemde bulunma savıyla tutuklandı, hüküm giydi.7 yıl hapis yattı (1951 - 1957) . Hapis ve sürgün cezasını çektikten sonra Ankara'da gazetelerde düzelticilik, serbest yazarlık yaptı. Son günlerini Ankara'da Seyran Bağları Huzurevinde geçirdi.19 Kasım 1981'de oldu.   ESERLERİ Şiirleri, imzalı imzasız yazıları, Ülkü, Yurt ve Dünya, Ant, Gün, Söz, Yağmur ve Toprak, Yeryüzü (1945 - 1951) dergilerinde yayımlandı. Silikli sair Kablo Neruda'dan şiirler çevirdi. Şiir kitapları: Dost Dost İlle Kavga (1973) , Panzerler Üstümüze Kalkar (1977) , Eğin Türküleri(1982, DTCF bitirme tezi) . ... Devamı

Müebbet Türküsü

2011-01-31 20:24:00

MÜEBBET TÜRKÜSÜ I önce kol sonra sürgü sonra anahtar açılır kapı itilirim sırtımdan ben ebedi kiracı kesilmiş hükmüm önce sürgü sonra kol sonra anahtar kapanır kapı bir ömür boyu diri diri içmek için gövdemi dolanır bacaklarıma balçık gibi ağır bir karanlık çırpınsam küçücük pencerede çifte çapraz parmaklık üstünde yüzüme örtülür binlerce kare demirörgü her karesinde oyulmuş bir göz gibi kanar gökyüzü batan güneşim kapının önünde kıpkızıl asılırım biran ranzam tavana ranzam yere ranzam göğsüme çakılı kımıldasam göğsüm boydan boya yırtılacak sanki duvarlarını üstüme yıkacak hücrem adım atsam adım atsam apansız kurşun değdi kanadına kuşun tutun beni önüm berbat uçurum bu kimin sesi bırak torbanı atlas'a ödüldür gökkubbeyi taşımak düş kırıklığına salan salsın gözlerini bırak ranzanda yatak yatakta düşlerin dağınık kalsın yürü delikanlım beton altında toprak uyansın duvarı duvara vur ateş gibi bir ıslık tuttur yürü a benim deli gönlüm yürü kesilmiş hükmün II şarkılar türküler skeçler camdan cama gülücükler -olur böyle şeyler takma kafanı yatarız be- gecede ay mı var alttan alta katılaşan bir şey olur böyle şeyler takmıyorum kafamı yatarız be.. biter havalandırma eğlentisi de gecenin bir yerinde son sigaranın ateşi kararır dostlar uykuya varır gece sefası bu mevsim açar mı gecede ay mı vardı idamdan müebbete düştüm müebbetten hücreme belki sıcaktı şubat gece karla başladı fakat en güzel yüzünü resminin yür... Devamı

Af

2011-01-31 20:21:00

AF duvar duvar duvar sana ne desem ki ah incitmeden gözlerini mahkûmun her taşını kırmalı bir bir gerisi laf-ü güzaf Nevzat ÇELİK     Devamı

Nevzat Çelik

2011-01-31 20:18:00

  1960'ta Kastamonu Boyabat’ta dünyaya geldi. İlk ve orta öğrenimini İstanbul’da tamamladı. 1980’de İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'ne bağlı Uygulamalı Sanat ve Endüstri Yüksek Okulu birinci sınıfında öğrenci iken tutuklandı. Dev-Sol davasında idam istemiyle yargılandı. 7 yıl cezaevinde kaldı. İlk şiiri cezaevinde iken 1982’de yayınlandı. 1984'te "Şafak Türküsü" kitabı Akademi Kitabevi Başarı Ödülü kazandı ve üst üste yeni baskıları yapıldı. 1987'de basılan "Müebbet Türküsü" kitabı da büyük başarı kazandı. Yankılar üzerine serbest bırakıldı. İstanbul'da "OM Yayınevi"nin kurucu ve yöneticilerinden. İlk şiirlerinde Ahmed Arif ve Nâzım Hikmet etkisi belirgin. Zeki buluşları, uyak kurmadaki özgün beceriysiyle dikat çekiyor. İlk dört kitabından sonra uzun süre sessiz kaldı. 1998'de yayınlanan "Sevgili Yoldaş Kurbağalar" ise kendini yinelemediğini, yeni şiir alanlarına açıldığını gösterdi. Şiirini ses ve tema özellikleri bakımından genişletip zenginleştirdiği görüldü. Bu eserde bir yandan Attilâ İlhan etkileri taşıyan, bir yandan da İkinci Yeni'nin olumlu özelliklerini özümsemiş bir şiire ulaştı. Günümüz Türk şiirinin en dikkate değer şairleri arasında. ... Devamı

Çankırı Hapishanesinden Mektuplar V

2011-01-31 20:13:00

Saat beşte akşam oluyor : insanın üstüne doğru yürüyen bulutlarla. Yağmur taşıdıkları belli. Birçoğu elle tutulacak kadar alçaktan geçiyorlar... Bizim odanın yüz mumluğu, terzilerin gaz lambası yandı. Terziler ıhlamur içiyorlar... Kış geldi demektir... Üşüyorum. Fakat kederli değilim. Yalnız bize mahsus bir imtiyazdır : kış günleri hapisanede, sade hapisanede değil, bu kocaman              bu ısınası                   bu ısınacak dünyada                                            üşüyüp                                                    kederli olmamak... Nazım Hikmet Devamı

Çankırı Hapishanesinden Mektuplar IV

2011-01-31 20:07:00

Sıcaklar bildiğin gibi değil ve ben ki yalı uşağıyım, deniz ne kadar uzak... İkiyle beş arası cibinliğin altına uzanarak ter içinde kımıldanmadan gözlerim açık dinliyorum sineklerin uğultusunu. Biliyorum : şimdi avluda duvarlara çarpıyorlardır suyu, kızgın, kırmızı taşlar tütüyordur. Ve dışarda, otları yanmış kalenin eteğinde bir kezzap aydınlığı içindedir simsiyah kiremitleriyle şehir... Geceleri birdenbire rüzgâr çıkıyor. sonra kayboluyor birdenbire. Ve karanlıkta canlı bir mahluk gibi soluyup, yumuşak, tüylü ayaklarıyla dolaşarak bizi bir şeylerle tehdit ediyor sıcak. Ve zaman zaman ürpermelerle duyuyoruz derimizin üstünde                                       bir korku halinde tabiatı... Bir zelzele olabilir. Zaten üç günlük yere geldi, salladı çapanoğlu Yozgad'ı. Ve yerlilerin kavlince : altı tekmil tuz madeni olduğundan                                    yıkılacak Çankırı şehri                                                     kıyametten kırk gün önce. Yatıp bir gece başın bir kalasla ezilmiş,                    ... Devamı